📞 Randevu: +90 535 937 72 59 📍 Bahçeşehir 1. Kısım Mah. Kemal Sunal Cad. No:4 Defne 01 Sitesi, B5 Blok D:7. Başakşehir / İstanbul

Annelik Hüznü: Duygusal Dalgalanmaların Sebepleri

ANNELİK HÜZNÜ 

Annelik, bir kadın için hayatındaki en büyük dönüşüm evrelerinden biridir. Adaptasyon için zaman ve emek gerektiren bu süreç tıpkı çift taraflı bir madalyon gibi; en büyük mutluluk ve en zorlu anlar bir aradadır. Bu dönemdeki kadınlarda “annelik hüznü” denilen, geçici duygusal dalgalanmalarla giden, genellikle doğum sonrası üçüncü ya da dördüncü günlerde artan ve günler sürebilen bir durum görülebilir. Bu süreçteki annelerin duygusal değişkenliği artmıştır ve hafif anksiyete belirtileri olabilir. Bu durum bir psikiyatrik rahatsızlık değil fizyolojik bir geçiş evresidir ve genellikle kendiliğinden çözümlenmektedir. Yakın çevre ve özellikle eşin bu dönemdeki katkısı önemli olup, kendini yalnız hissetmesinin önüne geçmesini sağlar ve özgüvenini destekler. Annenin bu konuda bilgilendirilmesi, yaşanılan bu duyguların normal olduğunun belirtilmesi oldukça değerlidir. Bebeğin uyuduğu saatlerde annenin de rahat bir şekilde uyuması sağlanmalı, gevşeme teknikleri önerilmeli ve kendine zaman ayırmasına dikkat edilmelidir.  

DOĞUM SONRASI DEPRESYON  

Doğum öncesi ve sonrasını kapsayan dönem, anneliğe geçişle birlikte birçok ruhsal ve fiziksel değişimi içeren, hassas bir zaman dilimidir. Hamilelik sırasında ve sonrasında hafif duygu değişkenliği ve endişe belirtilerinin görülmesi yaygındır. Şayet annelik hüznü iki haftadan uzun sürerse depresyon açısından psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Doğum sonrası depresyon, annelik hüznüne göre daha şiddetli ve kalıcı duygulanım ve kaygı semptomları içermesiyle ayrışır. Psikiyatrik tanı sisteminde (DSM-5) “peripartum başlangıçlı depresif bozukluk” olarak yeniden tanımlanmıştır. Postpartum depresyonun ayırt edici özellikleri arasında şiddetli kaygı, huzursuzluk, intihar düşünceleri ve yenidoğana olan ilgiye ve/veya ilgisizliğe yönelik korku ve endişeler yer alabilir.  Tedavide serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI), serotonin noradrenalin geri alım inhibitörleri (SNRI), trisiklik antidepresanlar, psikoterapiler, elektrokonvülsif tedavi ve brexalonone kullanılabilmektedir. Allopregnanolonun kan düzeyi doğum sonrası önemli ölçüde azalmaktadır. Bu da bize GABA regülasyonu ve perinatal hormonal dalgalanma arasında bir ilişkiyi göstermektedir. Brexanolone damar içi enjeksiyon tedavisi, doğum sonrası depresyon için spesifik olarak onay alan ilk antidepresan olmuştur. Sınırlı ve gözlem altında uygulanmakta olup henüz yaygın kullanımı yoktur.  

Gebelik, anne olma, yeni bir bebek dünyaya getirme olaylarının; mutluluk veren bir eylem olması gerektiğine inanılan toplumlarda bunalma duygusu ‘mutlu anne’ kalıbına uymaz ve bazı anneler iç karartıcı duygularını paylaşmak yerine kendilerine saklarlar. Bu da postpartum depresyon tablosunun kolaylıkla gözden kaçabilmesine ve hem bireysel hem sosyal yıkıcı sonuçlara yol açabilmektedir. 

BİPOLAR BOZUKLUKTA HAMİLELİK 

Major depresyonu olan kadınlarla karşılaştırıldığında, Bipolar bozukluğu olanlar doğumdan hemen sonra ruh halinin kötüleşmesi açısından daha büyük bir risk altındadır.  Kıyaslandıklarında doğum sonrası depresyon geçirme olasılığı bipolar bozuklukta %50 daha fazladır. Ayrıca postpartum erken dönemde hastaneye yatış olasılığı da yedi kat daha fazladır. Bipolar bozukluk tanısı bulunan kadınların gebelik planlaması sürecinde klinisyen kontrolünde ve aile ile iş birliği kurarak ilerlemesi, ilk basamağı oluşturmaktadır. Psikoeğitim ve güncel tedavinin hasta ile birlikte gözden geçirilip nasıl devam edileceği, olası ilaç değişiklikleri, ilaç kesimi/eklenmesi gibi seçenekler ayrıntılı olarak değerlendirilir. Temel olarak tekli tedavi ve minimum etkin doz ile ilerleme önerilmektedir. Ne yazık ki plansız gebelikler depresif ve manik atakların gelişiminde en önemli risk faktörlerinden biridir.  

DOĞUM SONRASI PSİKOZ 

Doğum sonrası (postpartum) psikoz, peripartum dönem ruhsal hastalıklar arasında en şiddetli olan durumdur. Genellikle doğumdan sonraki ilk haftalarda başlar. Hastada başlangıçtan itibaren gözle görülür değişiklikler, yorgunluk, uykusuzluk, dinlenememe, huzursuzluk, aşırı aktivite, duygusal dengesizlik, ağlama nöbetleri, kafa karışıklığı, şüphecilik, algı bozuklukları, dezorganize davranışlar, annede kendisine ya da bebeğine zarar verme yönünde düşünceler mevcuttur. Postpartum psikoz, çoğunlukla yatarak tedavi gerektiren acil bir durumdur. Literatürdeki veriler postpartum psikoz ve bipolar bozukluk arasındaki yakın ilişkiyi ortaya koymaktadır. Postpartum psikoz tedavisinde öncelik anne ve bebeğin güvenliğini sağlamaya yöneliktir. Bu adımdan sonra farmakoterapide annenin uyku hijyenini sağlamaya yönelik benzodiazepin kullanımı, antipsikotik ve lityum kombinasyonu, EKT tedavisi kanıta dayalı olarak önerilen tedaviler arasındadır.